turklehceleri.org

high

English—Turkish Dictionary (FreeDict, 2017)

high /hˈɑːkən/

1. barometrenin yüksek olduğu bölge
2. (argo) esrar tesiri altında olma. on high gökte, semada.

English—Turkish Dictionary (FreeDict, 2017)

high /hˈiəseɪ/

1. yüksek, ali
2. mağrur, kibirli, kendini beğenmiş, azametli
3. yüce, muhteşem
4. âIâ
5. (müz.) tiz, yüksek perdeden
6. kokmuş (et)
7. (coğr.) kutuplara yakın
8. çok eski
9. baş
10. ağır
11. coşkun, taşkın (neşe)
12. pahalı
13. şiddetli, sert, azgın (deniz)
14. asil, soylu, necip
15. (argo) esrarın tesiri altında. high and dry suyun dışında, karada
16. kimsesiz ve çaresiz kalmış. high and low her yerde
17. zengin fakir, herkes. high and mighty (k.dili.) azametli, gururlu. High Church Anglikan Kilisesinin Katolikliğe meyleden kısmı. high color koyu renk, koyu kırmızı. high comedy yüksek sınıfın hayatını ele alan ve nükteli diyalogları bulunan komedi. high command baş kumandanlık. high commissioner büyükelçi ayarında bir memur. high day bayram, yortu günü. high dive yüksekten dalış. high dudgeon öfke, aşırı hiddet. high explosive dinamit gibi kuvvetli patlayıcı madde. high fashion değişik ve lüks giyinme tarzı. high fidelity sesi çok'tabii şekilde verme veya veren (radyo, pikap, hoparlör) high frequency yüksek frekans, kısa dalga. high gear (oto.) en hızlı vites. high jinks gürültülü eğlence, çılgınlık. high jump yüksek atlama. high life yüksek tabaka hayatı, sosyete hayatı. high living lüks hayat. high noon tam öğle vakti. high place kutsal sayılan tepede tapınma yeri. high point en önemli veya en heyecanlı nokta. high priest başpapaz. high relief (güz.san) yüksek kabartma. high school lise, resmi okulların 9-12 sınıfları, bazen 10-12 sınıfları. high seas enginler, açık deniz. high sign (A.B.D), (k.dili.) el işareti (bazen gizli ihtar) high spot en mühim veya en heyecanlı nokta. high tea (ing) ikindi kahvaltısı, mükellef çay ziyafeti. high tide kabarma
18. kabarma saati
19. doruk. high treason ihanet, vatan veya devlete hıyanet. fly high büyük emeller beslemek, hayal peşinde koşmak. get on one's high hors ayak diremek, direnmek
20. öfkelenmek, kabarmak, kafa tutmak. in high terms överek, göklere çıkararak. It' high time. Tam vakti. Zamanı geldi de geçti bile. the Most High Tanrı, Cenabı Hak. with a high hand kendince
21. amirlik taslayarak.

English—Turkish Dictionary (Anonymous)

high

yüksek
yüce
ulu
hayranlık uyandırıcı
yüksek
(zaman) tam
(yiyecek) bayat
esrik
uyuşturucu etkisi altında
uçmuş
uçuşta
yükseğe
yüksekte
yüksek çekit
yüksek derece
doruk
büyük heyecan
coşku
mutluluk
yüksek yer


Last searches: