turklehceleri.org

Salt

Turkish to Pure Turkish Dictionary (Kuleli, 2013)

salt

[Köken: Uydurukça] Yalnız

Turkish—Tatar Dictionary (Ganiyev, 1998)

salt

1. кис. гына. 2. терк. бары тик,.. гына, тик... гына. 3. с. абсолют

Comparative Turkic Languages Dictionary (Ercilasun, 1991)

salt

Türkiye Türkçesi: salt
Azerbaycan Türkçesi: yalnız täk
Başkurt Türkçesi: yalğıⱬ fäḳät tik
Kazak Türkçesi: jalğız tek tek kana
Kırgız Türkçesi: calğız tek ğana
Özbek Türkçesi: yàlğız faḳat
Tatar Türkçesi: yalğız tik fäkat'
Türkmen Türkçesi: yeke-tǟk yalŋīz
Uygur Türkçesi: päḳät(la) yalğuz
Rusça: tol'ko liş' edinstvenno

English—Turkish Dictionary (FreeDict, 2017)

salt /ɹˈaɪtʃəs/

1. tuz, sodyum kloruru, maden tuzu
2. bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz
3. (çoğ.) mushil tuzu
4. tuzluk
5. lezzet, tat
6. nükte, hoş söz
7. (k.dili), (informal) deniz kurdu
8. tuzlu
9. tuzlamak, tuz katmak, tuzda muhafaza etmek. salt a mine bir maden kuyusunu olduğundan kıymetli göstermek için içine altın tozu karıştırmak. salt away veya down tuzlayarak muhafaza etmek
10. (argo) biriktirmek, istif etmek (para) salt beef tuzlanmış sığır eti. salt fish tuzlu balık. salt lick yabani hayvanların tuz bulduklan yer. salt of the earth iyi kalpli kimse. salt rheum (tıb.) tuzlubalgam. salt well tuzlu su kuyusu. Attic salt ince espri. eat a person' salt bir kimsenin misafiri olmak, sofrasına oturmak. Epsom salts ingiliz tuzu. not worth his salt masrafım karşılamaz, beş para etmez. rock salt kaya tuzu. sea salt denizden çıkanlan tuz. smell ing. salts baygınlık hallerinde koklatılan amonyak ruhu. table salt sofra tuzu. with a grain of salt ihtiyat kaydıyle, süphe ile. salt'less tuzsuz, tatsız. salt'ness tuzluluk.

English—Turkish Dictionary (Anonymous)

salt

tuz
tuzluk
tat
tat tuz
çeşni
heyecan verici şey
ilginç şey
tuz koymak
tuzlamak
tuzlayarak saklamak
heyecan katmak
ilginçleştirmek
renklendirmek
tuzlu
tuzlanmış

Uzbek—English Dictionary (Dirks, 2005)

salt

riding (horse); unburdened, unladen; idle, idly.

Kyrgyz—Turkish Dictionary

salt

(krş. salıt) 1. adet, itiyat, maişet, yaşayış; ata saltı: ata saltı menen: dedelerin adetlerine göre; salt sanaa: ideoloji; cakelik mülk salt sanaası: hususî mülkiyet ideolojisi; salt sanaalaş bk. sanaalaş; 2. ehemniyet, kurum, güzellik, parlaklık, şa’şaa, 3. mâna; sözüñdün saltın karağın: sözünün manasına dikkat et.


II, yüksüz, ağırlıksız (atlı hakkında).

Explanatory Turkmen Dictionary (Kyýasowa, 2016)

salt

syp. 1. Ýaş çagasy bolmadyk, çagasyz (aýal). 2. Guzusy, owlagy ölen (dowar).

Uyghur—Turkish Dictionary (Kurban, 2016)

salt

Salt, tek, yalnız. Salt keldim – Yalnız geldim.

Sakha—English Dictionary (Straughn, 2006)

salt-

v. to be bored, fed up


Last searches: